Doğumu takiben, biyolojik cinsiyet ekseninde oluşup anlam kazanan davranışlar örgüsü mensubu haline getirilmekteyiz. Aile ve sosyal çevre ekseninde ideal kadın ve erkek normlarının bireyler üzerinde etkin bir rol oynadığını ve buna istinaden oluşan stereotip insan figürü gözlemlenmektedir. Ebeveynlerin uyguladıkları halihazırda davranış örnekleri, küçük yaşlarda cinsiyete odaklanan kimlik inşasına sebep olmaktadır. Bu inşa erkek ve kız çocuklarında erken yaşlardan itibaren bir ideolojik dayatma süreci ile ilerlemektedir. Erkek bireylere çocukluğundan itibaren hem bedensel hem de toplumsal bir olgu olarak “erkeklik” mefhumu üzerinden güçlü bir cinsel iktidara sahip olması gerekliliği aşılanmaktadır. Ataerkil düzen kadını etkilediği gibi erkek bireylere de bir davranış kalıplarını dayatmaktadır. Öyle ki erkekler maçoluğun kurallarını öğrenerek büyür. Tasarlanmış erkek-merkezcilik, bireyin ne kadar “erkek” olması gerektiği ile ilgili yargılar, erkek bireyin üstünde aşılamaz bir tahakküm kurar. Tüm bu hegemonik erilliğe yönlendiren yükümlülüklerin diretilmesi, en başından çocuklara yakıştırılan “saflık, masumiyet” ön yargısına ters düşmektedir ve bir çelişki yaratmaktadır. Bir yandan toplum çocuğa “masumiyet” etiketini yakıştırırken, diğer yandan basma kalıp cinsiyet rollerine bürünmeyi öğretmeye çalışmaktadır. Bu seride, buluntu fotoğraflara yerleştirdiğim hareketli gökyüzü görüntüleri ile devingen olan toplum ve aile tahakkümünü silikleştirmeye çalıştım. Video da yer alan sesle de mağdur edilmiş bedenlere yüklenen “kalıp yargısal görüşleri” tasvir edip, onları yükümlülüklerinden sıyırmayı amaçladım.

Video,

1; 00'40" 2019

2; 00'40" 2019

3; 00'40" 2019

4; 00'40" 2019

5; 00'40" 2019